DEPRESYON

"Müşkül odur ki ,Ölmeden önce ölür kişi"           
Yahya Kemal Beyatlı

Ne zaman ciddi bir depresyon tablosu ile karşılaşsam aklıma Yahya Kemal Beyatlı’ nın, aklımda kaldığı şekli ile naklettiğim dizeleri gelir. Dr. Maudsley "öyle bir hüzün ve üzüntü hissidir ki gözyaşları yetmez ve sanki tüm organlar hıçkırarak ağlar."der depresyonu tarif etmek için. Depresyon kendini genellikle karamsarlık, hüzün, ümitsizlik, ve hayata karşı isteksizlikle gösterir. Yaşama gücünü azaltan, mutluluk hissini engelleyen, üreticiliği azaltan, karar vermeyi zorlaştırarak kişiyi durağanlaştıran bir dert... Bu tür hisler zaman zaman herkesin bir derecede yaşadığı hisler olduğu için de hastalık olarak gözlenmesi, saptanması oldukça zordur. Aslında bu tür duyguların kişinin başına gelen üzücü olaylara tepki olarak yaşan-ması doğaldır. Örneğin kişi hayatın-daki önemli bir kayıp karşısında doğal olarak depresyon dediğimiz üzüntü, ümitsizlik, dünyaya küsme gibi tepkiler gösterir. Sınırlı bir süre içinde yaşanan bu duygular, yaşanan kaybın derecesiyle orantılı olduğu sürece doğal bir tepki olarak görülür. Genellikle zaman içinde dağılır geçer veya büyük kayıplar karşı-sında yaşanan depresyon kısa süreli tedavi ile yatıştırılabilir. Bir de kişi-nin yaşamında depresyon yaratacak açık seçik bir olay olmadığı halde de kendini sürekli hüzünlü ve karamsar hissedebildiği türde bir depresyon vardır. Kişi kendini anlamadığı bir duygu dalgalanışı içinde bulur, gittikçe aşağı doğru çekildiğini farke-der. Aynı kişi içinde bulunduğu çıkmazı açıklayacak nedenler arar durur, bu arayışlar bazen de yanlış nedenleri oltasına takar ve onları değiştirmek için bazen çok yanlış kararlar da alınabilir.

Depresyonun aşırı boyutlarda yaşan-dığı hallerde kişinin kendinin ya da çevresindeki kişiler tarafından ola-ğan dışı bir durum olarak saptanıp yardım arandığı görülmekle birlikte hafif depresyon durumlarında bu dert çoğunlukla gözden kaçar. Ço-ğunlukla da dış olaylara bağlı tepki-ler olarak görülür. Depresyondaki kişi sırtında ağır bir yükle yaşıyor gibidir. Yük çok ağır ya da hafif olabilir. Hafif derecedeki depresyon ço-ğu zaman depresyon olarak bile ta-nımlanmadan kişiyi yıprata yıprata yaşatır. Bu durumdaki kişi günlük hayatını çoğu kez sürdürebilmekte ama anlamadığı duygular içinde bo-ğulmaktadır. Depresyon ne zaman ki kişiyi günlük hayatını sürdüremez hale getirir, işte çoğunlukla bu saf-hada yardım aranır ya da depresyon dediğimiz hisler bir hastalık olarak görülür.

Konuyu biraz daha hafifletmek istersek geçenlerde duyduğum şu fıkra ile de depresyon arasında ben-zerlik kurabiliriz. Ben diyeyim Kadıköy, siz deyin Karaköy. Balık-çılar sandallarının içinden balıklarını akşam pazarında satmaya çalışıyorlar.

-Canlı balık, canlı balık..

 

O sırada yaşlı bir hanım iki büklüm bastonuna dayana dayana yanaşır:
-Oğlum balık taze mi?
-Aman be teyze, der balıkçı usanç içinde, canlı balık diye boşuna mı bağırıyoruz.
-Oğlum ben balık taze mi diye sordum.
Günün yorgunluğu ve bezginliği içinde balıkçı
-Teyze sen benle dalga mı geçiyorsun der
-Aaa. Oğlum o ne biçim laf. Ben balık taze mi onu bilmek istiyorum. Ben de canlıyım ama taze miyim?

Nasıl canlı olmak taze olmak anla-mına gelemiyorsa; bedence sağlıklı olmak ya da gözle görülür bir ne-denin bulunmaması da kişinin depresyon hastalığını yaşamadığı anlamına gelmez. Kısacası depres-yon canlı bir insanı cansız kılacak kadar güçlü; sağlıklı bir insandan beklenmeyecek kadar sinsi bir derttir.

Depresyon kendini başağrıları, bar-sak düzensizlikleri, yorgunluk, kay-gı, uyku düzensizlikleri, nefes daralması gibi belirtilerle gösterebilir. Dikkat bozuklukları, kendine güve-nin azalması, çevreden soyutlanma, hayata karşı ilgisizlik ve isteksizlik de yaşanan tatsız, kişinin anlam veremediği bunaltıcı belirtilerdir. En ağır halde depresyon kişinin hayatına son vermeyi düşünmesine bile sebep olur.

Sanıldığının tersine depresyonun toplum içindeki oranı oldukça yüksektir. Kanada’da %5-10 oranında depresyon vakasına rastlanmaktadır ve her yaş grubunda görülebilir.

Depresyon neden olur? Bunun tek bir cevabı olmamakla birlikte şunları sıralayabiliriz: kişinin üzerinde çev-re tarafından oluşturulan aşırı stresin birikimi; yetişirken kişinin içinde yaşadığı nefret, istismar ve/veya bü-yük travmaların yarattığı sağlıksız gelişim; genetik olarak aileden çocu-ğa geçmiş olması ve diğer bazı or-ganik bozukluklar. Ama hepsinin neticesinde beyindeki biokimyasal yapıdaki dengesizlik. Bir açıklama da, insan beyinin baskı ve stress kar-şısında salgıladığı hormonlar aracı-lığı ile kendini koruma, bir tür alarm durumuna geçirmesiyle ilişkilidir: Alarm durumunda değişen bio-kimyasal denge, stress geçtikten sonra bedende yeniden sağlanır. Stress ne kadar uzun sürerse, beden alarm durumunda o derece uzun süre kalır. Bu uzun alarm dönemi ve onu sağlayan hormonlar beynin kimya-sal dengesinde zaman içinde bozuklukluklara yol açabilir.

Nasıl tedavi edilir? Bu içten içe in-sanı kemiren hastalığın en iyi tarafı genellikle tedavisinin olmasıdır. Depresyonun şekline ve şiddetine göre değişik yöntemler kullanılmakdatır. Ilaç tedavisinden, halk arasın-da "konuşma tedavisi" denen psiko-analitik psikoterapiye kadar farklı yaklaşımlar vardır. Araştırmalara göre iki tedavi biçiminin birlikte kullanılması oldukça iyi sonuçlar vermektedir.

Kime başvurmalı? Aile doktorunuza danışabilirsiniz. Size yardımcı olacak profesyoneller psikiatristler ve psikologlardır. En önemlisi de dep-resyonun gitgide ilerleyip günlük hayatınızı yürütemez hale getirmesini beklemeden, daha ilk belirtilerini hissettiğiniz zaman uzmanlarından yardım isteyiniz.

Depresyonsuz günler dileği ile...

Zehra G. Süer, Toronto.

MSc.Psikolog