GECMIS ZAMAN OLUR KI

 

Istiklal Savaşı bittikten sonra Istanbul’daki işgal kuvvetleri sessiz sedasız yavaş yavaş Istanbul’u terk etmeye başlamışlardı. Bütün düşman kuvvetleri ortadan çekildikten sonra ordumuz 6 Ekim 1922’de Istanbul’a girmiş, kumandan Rafet Paşa da daha sonra gelmişti. Istanbul büyük heyecan yaşıyordu. Rafet Paşa’yı karşılamak için de büyük bir karşılama töreni hazırlanmıştı. Civar ilçe ve köylerden binlerce insan Istanbul’a inmiş, okullar tatil olmuştu. Kesilen kurbanların haddi hesabı yoktu. Istanbul’da yer yerinden oynuyordu. Karşılama töreninde bulunmak üzere halk ve okullar Kabataş’ta toplanmışlardı. Adeta ayakta duracak yer yoktu. Biz de okulla beraber Kabataşa gelmiş ve tabur halinde bize ayrılan kısımda yer almıştık. Ama bütün bu gayretlerimize rağmen, omuzlar üzerinde taşınan Rafet Paşa’yı görememiştim. Bu beni bayağı mahzun etmişti. Hepimiz o kadar hevesle katıldığımız karşılama töreninden elimiz boş dönmüştük. Rafet Paşa günün kahramanıydı. Istanbul’da bir yerde görülmesi bile bir olay sayılıyordu.

Aradan bir ay kadar zaman geçmişti. Rafet Paşa, Beşiktaş’taki Gazi Osman Paşa Erkek Lisesi’ni ziyaret etmek istemiş ve bizim okulla civardaki diğer okullara bu konuda bilgi gelmişti. Beşiktaş iskelesinden Ortaköy’e doğru giderken, tramvay caddesinden denize doğru uzanan ufak bir sokak vardı. Hâlâ o sokak orada mıdır bilemiyorum ama, o sokağın denize yakın ucunda Gazi Osman Paşa Erkek Lisesi bulunuyordu.

Paşa’nın liseyi ziyaret edeceği gün, bizi tekrar tabur halinde lisenin bulunduğu o sokağa götürdüler. Tramvay Caddesi’nden denize kadar yolun iki tarafında bahçe duvarlarının önüne hepimiz sıra ile dizildik. Bizim okulun sancağını iki tane büyük kız tutuyordu. Beni de iki kızın ortasına, sancağın altına koydular. Sokağın denize yakın ucunda, okulun çok büyük bir bahçesi ve sokaktan bahçeye açılan bir de kapısı vardı. Biz de o kapıya çok yakın duruyorduk hatta, kapıılınca içerde lise binası olan büyük bir konak gözüküyordu.

Biraz sonra cadde tarafından büyük bir alkış koptu. Rafet Paşa geliyordu. Bütün talebeler ve dizilen halk Rafet Paşa’yı alkışlıyor, o da iki tarafta dizilenleri selamlıyordu. Paşa okulun girişine yaklaştığı zaman bizim sancağın önünde durdu ve eğilerek beni anlımdan öptü sonra da ilerleyerek okulun bahçe kapısından içeri girdi. Ben hem şaşırmış hem de sevinmiştim. Bütün öğretmenler gelip beni tebrik etmeye başladılar. Ne söyleyeceğimi bilemiyordum. Heyecandan adete dilim tutulmuştu, Çocukluğumdaki bu seviçli anıyı hiç unutmam.

Sabahat Unan, Toronto