BIR ZAMANLAR ADAPAZARI'YDI



Türkiye’deki depremin en çok zarar verdi
ği yerleşim yerlerinden biri Adapazarı (Sakarya) oldu. Deprem haberini alır almaz Adapazarı’ndaki yakınlarının yanına koşanlar, Montreal’e uzun süre etkisinden kurtulamayacakları anılar ve inanılması güç görüntülerin fotoğraflarıyla döndüler. Böylesi bir felaketin bir daha asla tekrar etmemesini temenni edip, yaşamını kaybedenlere Tanrı’dan rahmet, yaralılara acil şifa dilerken sözü Adapazarı’ndan yeni dönen Turan Kalfa’nın izlenimlerine ve fotoğraflarına bırakıyoruz.Hepimizin başı sağolsun!

Montreal Yazı Grubu

Depremin üzerinden bir hafta geçmişti. Evin önündeki çadırda annem ve teyzem de olmak üzere 20 kişiye veda ettim. Henüz hepimiz bu uzun uykunun bitmesini bekliyor gibiyiz. Bana veda eden insanların rüya ile gerçek arasında olduklarını sanıyorum. Her an uyanacaklarmış gibi bir beklentileri var. Içlerinde evini, işini, eşyalarını, elbiselerini tamamen yitirenler, henüz o gecenin korkusunu üzerlerinden atıp mal mülk düşünecek halde değiller. Annemin misafiri olan akrabalarım şanslı olanlar, şanslı olmayanların başına gelenler çok daha acı. Bir yıl önce emekliye ayrılıp, Gölcük’te bir yazlığa 45 yıllık hanımının tüm ısrarlarına rağmen yerleşen Enver Ağabey şu an Bursa da bir hastahanede bacağının kesilmesini bekliyor, intihar etmesin diye de bir kişi daimi nöbette. Enkaz altında kaldığı dört saatin ilk üçünü karısının "yardım et ne olur" iniltilerini dinleyerek geçiren ve onun ölümünden kendini tüm sorumlu kabul eden Enver Ağabey, artık bir başka insan. Uzak bir akrabamız hamile olan gelinini, oğlunu ve hanımını Adapazarı’ na hastahaneye gönderiyor. Doktorlar erken olduğunu bir gün sonra gelmelerini söylüyorlar. Kasabaya dönmeyen grup geceyi şehirde bir tanıdıkta geçirmeye karar veriyor. Hastahane sapasağlam duruyor, tanıdıkların evi bir harabe, taşların altında doğmamış torun, oğul, gelin, eşi. Onları eve gönderen doktoru bulup öldüreceğim diyor yaşlı adam. Eniştem, kızı ve damadının ailesi için yaptığı evin çökmesinin nedenini deprem yoluna veriyordu. Enkazın altından kendi elleri ile çıkarttığı damadın babası ve annesinin ölümlerinden suçlu deprem çizgisiydi. O fazlasından çok demir koymuştu. Kızının ve çocuklarının üçüncü kattan sağ salim çıkabilmeleri onun sayesindeydi. Ben ona inanıyorum, ümit ederim kendisi de inanıyordur. Beş katlı bir binanın enkazından çıkartılan, vücudu kararmış çocuk cesedinin benim kızıma ait olmadığını bilmek sırtımda buz gibi bir ter çıkartırken, onun anne ve babasının hislerini ne kadar iyi anlayabileceğimi hissettim. Sanırım insanoğluna verilebilecek en büyük ceza onun çocuklarını ondan önce ölüme göndermek olmalı. On binlerce insan öldü. Anneler, babalar, çocuklar... Bu yazdıklarımdan çok daha acıklı olanları var. Bir okulun 200 öğrencisi, beş öğretmeni kayıp. Halen yıkıntılar altında olanlarışünün.

Bu yazdıklarımın mutlu şeyler olmadığını biliyorum. Fakat olanların büyük sorumluluğunu biz insanoğulları taşıdığımız için bu gerçeklerle birkaç kaş kaldırmayı umuyorum. Yapılan binaların sorumlusu sadece müteahhitler değil. Orada çalışan tuğlacıdan, borucudan başlıyor ve mühendise kadar çıkıyor sahtekarlık veya vurdumduymazlık. Hepimiz bir parçasıyız Türkiye’nin içinde bulunduğu bu düşünce tarzının. Tek ümidim bu binlerce ölümün bir yeni Türkiye kurulmasında ilk şehitlerimiz olarak kabul edilmesidir. Eğer onlar unutulursa, tekrar geçmişteki düzene dönersek, hepimiz birer katiliz. Depremde zarar görenlere yardım eden yiğit insanları gururla seyrediyorum. Hepinize, o çadırlarda halen kabustan uyanmayı bekleyen memleketlilerim adına teşekkürlerimi, minnetlerimi sunuyorum.

Turan Kalfa, Montreal